Gerçeklik, Bilgi ve Hurafe

Blog Yazısı

Gerçeklik, Bilgi ve Hurafe

Gerçeklik: Sırrına tam olarak vakıf olamadığımız; her daim içinden beklemedikler çıkararak benliğimizi sarsan; dünyada, evrende ve içimizde var olan her şeydir.

Bilgi: Gerçeklikle kurduğumuz ilişkidir. Gerçeklik üzerine yaptığımız basitleştirmeler ve modeller bütünüdür. Gerçeklik içinde hayatta kalma ve yön bulma mücadelesinde, bu bilgiler üzerinden hareket ederiz.

Hurafe: Gerçeklikle kurduğumuz bir başka ilişki biçimidir.

Ateşi yükselen bir hastamız varsa, tütsü yakıp kötü ruhları ya da hastanın içine girdiği varsayılan cinleri kovmaya çalışmak, gerçeklikle hurafe üzerinden kurduğumuz ilişkiyi temsil eder. Buna karşılık antibiyotik, istirahat ve diyet gibi uygulamalar, bilimsel yöntemlerle elde edilen bilgilerin rehberliğinde devreye giren yaklaşımlardır.


Değerlendirme

Gerçeklik ile onu nasıl anlıyorsak, bu ikisini birbirinden ayırmak muazzam enteresan bir durumdur.

  1. Herakleitos: Gerçekliğin sürekli değiştiğini ve bu nedenle sabit kavramlara tam olarak sığmadığını vurgular.
  2. Parmenides: Görünüş ile hakiki varlık arasında keskin bir ayrım kurar.
  3. Platon: Duyularla algılanan görünüşler dünyasıyla asıl gerçeklik saydığı idealar dünyasını ayırır.
  4. Demokritos: Duyusal niteliklerle nesnelerin temel yapısı arasında ayrım yapar. Tat ve renk gibi niteliklerin algıya bağlı, atomların ve boşluğun ise temel gerçeklik olduğunu savunur.
  5. Pyrrhoncu kuşkucular: Nesnelerin bize nasıl göründüğünü söyleyebileceğimizi, fakat onların kendi başlarına nasıl oldukları konusunda kesin hüküm veremeyeceğimizi ileri sürer.
  6. Descartes: Duyuların yanıltıcılığından hareketle dış dünya hakkındaki bilgimizin kesinliğini sorgular.
  7. John Locke: Nesnelerin kendisinde bulunduğunu düşündüğü birincil niteliklerle, algılayan zihinde ortaya çıkan renk ve tat gibi ikincil nitelikleri ayırır.
  8. David Hume: Nedensellik gibi bağlantıların doğrudan gerçeklikte görülmediğini; zihnin deneyimden hareketle oluşturduğu alışkanlıklar olduğunu savunur.

Kant sonrasında metninize daha yakın isimler de vardır:

  1. Schopenhauer: “Dünya benim tasarımımdır” diyerek bildiğimiz dünyanın özne tarafından temsil edilen dünya olduğunu öne çıkarır.
  2. Nietzsche: İnsan bilgisini gerçekliğin bire bir kopyası değil, yaşamı sürdürebilmek için geliştirilmiş yorumlar ve basitleştirmeler olarak ele alır.
  3. William James ve pragmatizm: Bilginin gerçeklikle yürüttüğümüz pratik ilişki içinde anlam kazandığını vurgular.
  4. Karl Popper: Bilimsel bilgiyi kesin hakikat olarak değil, yanlışlanmaya açık geçici açıklamalar olarak görür.
  5. Thomas Kuhn: Bilim insanlarının gerçekliği doğrudan ve tarafsız biçimde görmediğini; onu paradigmaların içinden kavradığını gösterir.
  6. Alfred Korzybski: “Harita, arazinin kendisi değildir” sözüyle, kavramsal modellerimizle gerçeklik arasındaki ayrımı çok özlü biçimde anlatır.

Gerçekliği bütünüyle tanımlayamıyoruz; fakat onun akışı içinde tekrar eden olayları ve düzenlilikleri gözlemleyebiliyoruz. Benzer koşullarda benzer sonuçların ortaya çıkması, gerçeklik hakkında örüntüler kurmamıza olanak veriyor. Bilim, özellikle fizik, bu örüntüleri belirlemeye ve matematiksel modellerle ifade etmeye çalışıyor.

Bilgi yalnızca hayatta kalmamıza ve dünyada yönümüzü bulmamıza hizmet etmez; üretmenin, yaratmanın, haz almanın, yardımlaşmanın, anlam kurmanın ve mümkün olanı tasarlamanın da araçlarından biridir.